KÖŞE YAZISI Haber Girişi : 31 Ocak 2021 09:30

ESKİ Mİ, ÇOK ESKİ BİR OYUN,

ESKİ Mİ, ÇOK ESKİ BİR OYUN,

KÖKÜ, MISIR’A, ROMA’YA KADAR DAYANIYOR…

ONA VERİLEN ADLAR ŞEHİRLERE GÖRE DEĞİŞİYOR.

MEŞE, BİLYE, CİCOZ, MİLE, ZIPZIP, CINCIK,

DOBİ, BABÜŞ, CİLLE, CİLLİ VE MİSKET…

Yörelere göre verilen çeşitli isimler bunlar. Belki daha fazlası da var.

Bana ilk meşe 6 yaşlarımda alındı. Küçük bir file içinde rengarenk cam meşeler doluydu. Hissettikleri anlatmam mümkün değil. Düşünebiliyor musunuz, hiç meşeniz yok size bir küçük bir file dolusu meşe hediye ediliyor.

Sabahın olmasını nasıl istedim bilemezsiniz, tarlaya gidip meşelerimi arkadaşlarıma göstermem lazımdı. Çünkü artık benim de meşelerim vardı ve görülmeliydi.

O zamanlar Güzelyalı 33 sokakta Kaptanolu İsmail Beyin evinde oturuyorduk. Biraz ilerimizde, neredeyse bir futbol sahası kadar boş bir arazi vardı. Arkadaşlarım orada meşe oynuyorlardı.

Nihayet sabah oldu, hepsini götürme, elinden alırlar lafını hiç dinlemedim. Araziye gidip büyük bir gururla meşelerimi sergiledim. Her kes hayranlıkla bakıyordu.

Anlamadığım, sanki oraya gelirken meşem daha çoktu eve giderken de daha az olmuştu. Beni giderken uyardıkları için sesimi çıkaramadım, evdekilere anneme, babama ve nineme söyleyemedim…

Biz İzmirliler meşeye, meşe derdik. Yukarıda başlıkta geçtiğim gibi bir çok değişik isimleri de var meşenin.

TARİHTE MEŞE VE OYUNU.

Tarihe bir göz atarsak, eski Mısırda, Roma İmparatorluğunda meşe oynandığını öğreniriz. Jül Sezar’ın dahi meşe oynadığından bahseden yazılar var.

M.Ö 4000 yıllarında eski Mısırda açılan bir çocuk mezarından taş topların çıkması ve Giritte Minos Kültürüne ait meşe ile ilgili tarihte M.Ö 2000 1700 yıllarına ait.

Eski bilye oyunundan örnekler ise; British Museum da görülebilinir.

M.S. 200 lü yıllarda Romalı Athenreus, Penolope ile evlenmek isteyen damat adaylarının seçimini bilye oyununun sonucuna göre belirledi yazılı kayıtlarda var.

Romalı yazar Ovid’in ‘Ceviz Ağaci’ adlı şiirinde bu tür oyundan ve oyunlardan bahsetmesi, yazılı belgelere dayandırılmaktadır.

Her nedense Bilye oyununun kökeninde Romalılar olduğunu söyleyenler çoğunlukta.

İngiltere de bulunan cam kürelerin erken Roma dönemine ait olduğu biliniyor.

Cam bilyelerin iyice bollaşması 15 YY.a kadar uzanıyor. En çok ta, Venedik ve Bohemyada üretildiği anlatılıyor.

1920 – 1930 yılları arası en popüler olduğu zamanlar diyebiliriz. Hatta bilye için turnuvalar düzenlenmiş, bu turnuvalarda Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere başı çekmiş.

Diğer bir yazımda Hitit Kralı Araras’ın ‘Topaç’ konusunun içinde kralın topaç oynadığından bahsetmiş ve o çağa ait kabartmaların olduğunu anlatmıştım.

KİLDEN MEŞE İMALATI.

Bizim çocukluğumuza ve ‘Meşe’ ye dönersek, az öncede konu ettiğim gibi her kes de cam meşe yoktu. O zaman biz çareyi kendimiz bulmuştuk.

Bakın anlatayım. Belki sizlerinde öğreteceği kişiler olabilir. Kilden meşe büyüklüğünde yuvarlaklar yapardık. Şekil verirken de sık, sık tükürür yaşlığını muhafaza ederdik. Ayrıca bir büyük ağbi de tükürmemizi önermişti ve daha iyi yapışır demişti. Daha sonra evden yürüttüğümüz bir kutu kibrit ile topladığımız çalı çırpıyı ortasına koyduğumuz gazetelerin üstüne atar ve kağıdı tutuştururduk. Ateşin geçmesine yakın köz haline gelen ateşin üstüne ve her kes kendi önüne yaptığı kadar çamur meşeleri atar pişmesini beklerdik. Bir süre sonra çıkarttığımız çamur meşeleri yanımızda getirdiğimiz konserve kutusu içindeki suya atardık.

Bir süre sonra sudan çıkardığımız meşeleri marangoz Apti den yalvar yakar aldığımız kullanılmış zımparalar ile sürterek tam yuvarlak olmasını sağlardık. Ancak iyice yoğrulmayan çamurdan yapılan meşelerin bir kısmı patlayarak dağılırdı. Ben üç tane koymuş ve bir tanesini sağlam almıştım.

Bu arada çamurdan yaptığımız meşelerin adı ‘Cız’ olmuştu. Nedenini o zamanda bilmiyordum, şimdide bilmiyorum.

MEŞE OYUNUNUN OYNAMA DETAYLARI.

Daha sonra İlkokul birinci sınıftayken Göztepe Kilise sokağına taşındık. Orada da bayağı büyük bir arsa kiliseyle karşı karşıyaydı, artık meşe oyununa orada devam edecektim.

Size biraz da nasıl oynadığımızdan bahsedeyim;

Şöyle iki karış kadar büyüklüğünde bir daire çizerdik toprağa, onun adı ‘Appa’ idi.

Nedenini bilmiyorum, ismini de ben koymadım ki bana sormayın neden appa. Sonra appa’dan 4 adım kadar ileri gidip, düz bir çizgi çizeriz. Appa içine her kez iki meşe koyar, bunlara dağınık şekilde olur yan,yana olmaz.

Biz diyelim 4 kişi oynayacağız çizginin üstünde sıraya yan yara dururuz ve appaya doğru atış yaparız. İster ayakta, ister çömelerek. İlle böyle atacaksın diye bir kaidesi yoktu.

Meşesini atan appanın içinden meşeyi daire dışına çıkarmışsa, çıkardıklarını ütmüş olur. Böyle devam ederdi oyun.

Bunu biz her gün, oynar kah kazanırdık, kah ütülürdük…Çocukluk işte. Ama ne kadar güzel günlerdi onlar.

Bizim ünlülerden de mutlaka çocukluğunda meşe oynamış kazanmış veya ütülmüş olanlar vardır. Ama onlara ait bir kayıt bulamadım yaptığım araştırmada…