KÖŞE YAZISI Haber Girişi : 25 Mart 2021 21:34

DENİZ İÇİNDEKİ İPEKYOLU KOPRÜLERİ

DENİZ İÇİNDEKİ

İPEKYOLU KOPRÜLERİ…

Konak Milli Kütüphane önünden başlayan Mithatpaşa Caddesi Çeşme belediyesinin binasını geçince biter.

Herhalde İzmir’in de rekor kıracak uzunlukta bir caddesidir.

Altı ilçemizin içinden veya kıyısından geçen bir ana caddemizdir.

Mithatpaş Caddesini takip ederde Urla'ya sapmayıp devam ederseniz, yol bir yokuşa tırmanır, sonra bir düzlük devam eder ve iniş başlar.

İnişin düze eriştiği yer Malgaca Ovasıdır. Ünlü Urla İçmeleri'de burada bulunur.

İşte tam burada İçmelere gelmek üzereyken sağ tarafa deniz kıyısına bakarsanız, biri yıkılmış biri hala dalgalara direnen iki köprü görürsünüz. Onun biraz ilerisinde de Tavşan veya yılan adasını görürsünüz.

Yabancı turistlerin de Adayı nüdist kampı olarak kullanıldığı uzun yıllardır söylenen bir şehir efsanesidir.

Bir kare fotoğraf çeken olmuş mudur?

Yok öyle bir şey. Ama adı çıkmış bir kere, Ancak beyaz kumlu, plajı rüzgar tutmaz. Az da olsa bitki örtüsü vardır, gidenler bir miktar eski eser kalıntısı var der.

Kim ilgilenir?

Hiç kimse...

Neden ilgilensin, açıkta bir duvar görse, üstüne kendi adını ve sevdiceğinin adını yazmak için yanıp tutuşan bir milletiz.

Gelelim Denizde Kalan Köprülere...

Aslında artık köprü dememiz lazım bir tane kaldı. Ben 31 yıldır bilirim, poyraza göğüs gerdiklerini ve yıkılmasın diye direnç gösterdiklerini ...Ancak onunda yani geride kalan son köprünün de bir kısmının dağılmaya başladığını işittim.

Evvelini ne siz sorun, ne de ben söyleyeyim. İşte bir tanesi devrildi. Kimin umurunda.

Hiç,

Neden umurunda olacak ki,

olup ta ne olacak.

Kim sahip çıkacak?

Bu soruların cevapları yoktur. Belediyemi ilgilenecek?

Onun vazifesi değil …

Hep deriz; Bu eserlerin bir tanesi gavur elinde olsa, cam muhafaza içinde saklanır. Bizde yıkılır, kimse aldırmaz. Dalgalarda vura, vura dağıtır ya da kum içine gömer o taşlarda yok olur.

Oysa tamir edilecek kadar basit bir durumdaydı köprü en son gördüğümde...

Şimdi mi?

Bilmiyorum. Epeydir Urla ya gidebildiğim yok.

Eşref Üsküp üstadımız diyor ki;

1950 Yılında Demokrat Parti iktidara gelince sahil yollarının yapısına önem verilmiş, Bir de Amerika Birleşik Devletlerinin yaptığı Meşhur Marşal yardımı ile kara yollarımız asfaltlanmaya başlamıştır.

Halbuki, daha önceleri düşmanın sahilden yapacağı bir çıkartma ile içeriye doğru sarkmalarını engellemek, düşüncesiyle denize irtibatlı yol ve köprülerin bakımı pek yapılmaz, yenileri eklenmezdi.

İzmir-Çeşme karayolu da 1950 yıllarında böyleydi, Yer, yer arnavut kaldırımı, şose ve toprak olan yolla ulaşım tam bir maceraydı.

Kıyıları Dünyanın sayılı güzellikleri ile bezenmiş plajlar ile doluydu. Bu güzelim ilçeye yolun bakımsız oluşu nedeniyle pek rağbet edilmezdi.

Gidilse de şimdiki gibi dev turistik otellerin çevrelediği ılıcada ki kıyı şeridinde bir tek özel idarenin yaptırdığı gazinodan başka bir yapıya rastlanmazdı. Bu gazinonun müsteciri de gece ve gündüz pijama ile dolaşan bir romatizma hastasıydı. Gazinoyu aynı zamanda ev olarak kullanır, romatizma tedavisini bedavaya getirmek isterdi.

Gazinoda içki boldu, meze ise bütün yaz boyunca sahanda yumurtaydı,

Yeni yol asfalt olarak İzmir den Çeşmeye yapıldı Bu yeni yol memleketimizin övünç kaynağı oldu. Rıza Şah Pehlevi gibi nice devletlü ve şöhretliler, bu yoldan çeşmeye gidip, geldiler.

Eski yol hala yer, yer duruyorsa da bazı yerleri otlak, bazı yerleri çıkmaz şose, bazı yerlerinin de yolu denize gitmiş köprüler halindedir.

Bahsini ettiğimiz denizde kalan köprüler Urla İçmelerinde dir. İşin tuhafı, denizde kalmış köprü olarak yurdumuzda bir eşi daha olmayışıdır.

Not: "Bu köprülerin üstü anca bir at arabası geçecek kadar genişliğe sahiptir ve eski ipek yolunun bir parçasıdır". G.Tulunay