Herkes kolayın peşinde.
Kolay olsun, düz olsun, pürüzsüz olsun…
Hiçbir şey yormasın, hiçbir şey zorlamasın, hiçbir şey düzeni bozmasın.
Öyle bir rahatlık arıyor ki insanlar,
bunun adına huzur mu denir, bencillik mi, korkaklık mı bilmiyorum.
Ama şunu görüyorum:
Güzel şeylerden vazgeçmek bir yana,
insanı insan yapan duygulardan bile vazgeçmeye razılar.
Yeter ki zor olmasın.
Yeter ki sorumluluk gerektirmesin.
Yeter ki kalbe dokunurken biraz can yakmasın.
Zahmetsiz sevgiler,
Emeksiz ilişkiler,
Derinliği olmayan ama güvenli görünen sığ sular
Kimse fırtına istemiyor,
ama kimse okyanusun ne demek olduğunu da bilmiyor.
Çünkü derinlik cesaret ister, emek ister.
Bazen uykusuz geceler, bazen gururu yutmak, bazen susmak, bazen savaşmak ister.
Bugün çoğu insan,
zor, sıkıntılı bir hayata sahip olmayan insanların menzilinde olmak istiyor.
Taşları çoktan yerine oturmuş,
dertleri minimal,
Sorumlulukları ise hafif hayatların kıyısında dolaşmak…
Karşısındaki insanın yükü olmasın,
Geçmişi ağır gelmesin,
Duyguları derinleşmesin.
Çünkü derinlikte boğulmaktan korkuyorlar.
Oysa bilmiyorlar ki,
birlikte yüzmeyi öğrenenler boğulmaz.
Aksine…
En güçlü nefesi orada kazanır insan.
Zor şeyleri birlikte başarmanın verdiği o tarifsiz huzuru,
omuz omuza verilmiş bir mücadelenin içtenliğini,
emekle büyümüş bir sevginin lezzetini…
Her şeyden kaçan
Güzel olacak her günden, mutlu olacak gelecekten kaçan birine bunları nasıl anlatabilirsin ki?
Kolay olan geçicidir.
Zor olan kök salar.
Kolay olan hafiftir.
Zor olan anlamlıdır.
Ve ben…
Sığ sularda ıslanmaktansa,
derin sularda birlikte yüzmeyi seçenlerdenim.
Boğulmayı göze alamayanlar,
hiçbir zaman gerçekten yaşamayı da göze alamazlar.
Zahmetin, emeğin, zorluğun tadını, kuru ekmek gibi alıp başına koyanların önünde eğiliyorum efendim.
“Je vous en prie”
Afet Ergü

