Olaylara, insanlara uzaktan baktıkça
Uzakta kaldıkça, uzaklaştıkça…
Bir şeyler tuhaf bir şekilde daha çok netleşiyor.
İçindeyken bulanık olan ne varsa, mesafe girince berraklaşıyor.
Ve hatta bir bakıyorsun
A aaa...
Bir fotoğraf, bir söz, bir haber, bir sezgi her şeyi ortaya koyuyor.
Ve tüm olanın bitenin Z raporunu çıkarınca
Bir zamanlar yanı başında olan insanın uzaktayken röntgenini çekiyorsun.
İçini de görüyorsun, dışını da.
Ve
İnsan en çok; gerçeği geç fark ettiğinde sarsılıyor.
Çünkü o zaman karşısındakini değil, kendi iyi niyetini de sorguluyorsun.
Ve o zaman anlıyorsun ki
O hikâyedeki yerin aslında "yersizlikmiş"
Yerine konmuş başka kişilere senin kefaretin ödenmiş.
Değer sandığın şey, ölçülmüş, biçilmiş bir düzenekmiş.
Samimiyet sandığın şey, küçük küçük hesapların toplamıymış.
Gerçek olduğunu düşündüğün ne varsa;
Senin üzerinde oynanmış küçük küçük oyunların birikimiymiş.
Her şey planlanmış.
Programlanmış.
Hesap edilmiş.
Sen bir duygunun içinde yaşadığını zannederken…
Aslında bir düzenin, bir sistemin içinde, fark ettirmeden harcanmışsın.
Ve o rahatlık…
O umursamazlık…
Sanki hiçbir şey olmamış gibi arkasına yaslanıp hayatına devam edebilme hali
İnsanın aklıyla alay eder gibi.
Çünkü mesele farkında olmamak değil.
Mesele, karşısındakinin fark etmeyeceğini varsayarak kurulmuş bir rahatlık.
Ve bu yüzden
Buna bir isim verilir…
“Zaman”, “ara”, “mola” gibi.
Ama sonra fark ediyorsun ki
Bu çoğu zaman bir ara formül.
Ve böyle anlarda yaşanan şey…
Bir duygunun akışı olmuyor.
Bir insan üzerinden kurgulanmış ilişkilerin yürütülmesi oluyor.
Kopuk kopuk devam eden bağların içinde pamuk ipliği ile halı dokuyan,
Senin kopukluğunda örümcek yuva yapıyor.
Çünkü bazı insanlar hiçbir zaman bir “seçim” olmuyor.
Sadece elde tutulmak istenen bir ihtimal olarak kalıyor.
Ve şimdi uzaktan bakınca…
Her şey yerli yerine oturuyor.
Bu, bilinçli bir oyalama, denge kurma ve kontrol kaybetmeme davranışı.
Son tahlilde,
Uzaktan bakınca…
Bittiğini değil, hiç başlamadığını anlıyorsun.
Afet Ergü

