GÜNDEM Haber Girişi : 11 Mayıs 2022 15:20

Hukukçu Burak Yılmaz, 'Düğmesiz Cübbesi'nde, İlk Yazısını GEZİ Hakkında Yazdı

Avukat Burak Yılmaz, 'Gezi'de Gezinti'ye çıkarken, iki yazı halinde dosya analizi içeren makalenin devamını haftaya bu sütun ve satırlarda okuyabileceksiniz.

AV. BURAK YILMAZ 

 

‘GEZİ’DE GEZİNTİ (1)

 

Bireyler toplu yaşamaya başladığı zamanlarda kuralsız yaşamanın zorluğunu görmüş ve bugünkü ismiyle devlet diyebileceğimiz üstyapılar kurmuşlardır.

 

 

Bireylerin ilk etapta bu üstyapıları kurma amacı, toplumun can ve mal güvenliğini toplumun diğer fertlerine karşı korumaktı; zira bu üstyapılar toplumu oluşturan bireylerden almış oldukları temsil yetkisiyle kurallar koyup insanları bu kurallara uymaya zorlamaktaydı.

 

 

 

Kurallara riayet etmeyenlere karşı da belli başlı cezai müeyyideler uygulayıp hem otoritesini göstermekteydi hem de toplum güvenliğini sağlamaktaydı.

 

 

Aslına bakıldığında devlet mantığının böyle basit bir tarafı vardır. Süreç içerisinde toplulukların farklılaşması, ihtiyaçların değişmesi ve artması, teknolojik ilerlemeler, yaşanan güvenlik sorunları, ekonomik farklılaşmalar hasıl olunca devletlerin de misyonları değişmiştir.

 

 

 

Bu değişimler devletlerin kudretini artıran değişimler olsa da her devletin ana misyonu sorumlu olduğu vatandaşlarının hakkını ve hukukunu koruyup onların refah seviyesini yükseltmektir.

 

 

Günümüz devletlerinin çoğu, demokrasi ilkeleriyle vatandaşları üzerinde otorite sahibi olmuştur. Bir başka deyişle otoritelerini sağlarken demokrasinin içinde barındırdığı ilkeleri kendisine kılavuz edinmiştir.

 

 

Tabii buradan da anlaşılacağı üzere demokrasi otorite sağlarken bir araç olarak görünmektedir. Bu haliyle demokrasinin içinde barındırdığı birçok ilkenin, demokrasiyi içselleştirmemiş yöneticilerin elinde yozlaşması ve yanlış tatbik edilmesi mümkündür.

 

 

 

Bu bağlamda ülkelerin yaşadığı hukuksal sorunların temelinde yanlış tercihlerin ve bu tercihlerin sonucu oluşan siyasi otoritelerin olduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır.

 

 

 

Bu kısa giriş cümleleri sonrasında sizlere demokrasiye inanan devletlerde bağımsız yargının öneminden bahsedip, ülkemizde yaşanan ‘Gezi Yargılaması’nda ‘Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezası’ alan ‘Osman Kavala dosyası’ üzerinden bir inceleme yapacağım.

 

 

Baron de Montesquieu üç parçalı sistem dediğimiz yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrı olması gerektiğini savunan ilk düşünürlerdendir. Daha doğrusu ‘Güçler Ayrılığı’ dediğimiz bu sistem Baron de Montesquieu’ye atfedilmektedir. Bu sistemde yargı erki yasama ve yürütmeden bağımsız ayrı bir erktir.

 

 

Zira yargı, kişilerin hak ve hürriyetleri üzerinde söz sahibi olan ve bu kudretini bireyler üzerinde yeri gelince kısıtlama yaparak da gösterebilen bir güçtür. Bu sebeple bağımsız olması ve siyasal etkilerden uzak olması gerekir.

 

 

Yasama ve yürütmenin içerisinde doğal olarak var olan siyaset ile ufak bir etkileşim yaşarsa dahi verilen kararlar; içinde hukuk barındırmayan, taraflı ve haliyle hakkaniyetten uzak kararlar olur.

 

 

Somut bir delile dayanmadan yıllardır cezaevine bulunan iki kez beraat eden, defalarca tahliye edilen; fakat buna rağmen-Silivri’den dışarı duruşmalar harici-bir adım atamayan ve sonucunda bir hukuki garabetle, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Osman Kavala da, bana göre siyasallaşan yargının mağdurlarından biri, zira bir komplo ile dahi kurgulanmış olabilecek hukuki olmayan dinleme kayıtlarına ek somut ve inandırıcı herhangi bir delil bulunmadan mahkumiyete hükmedilmesi hukuka da vicdana da aykırıdır.

(Devam edecek)