CHP’nin yerel medya buluşması İzmir’de yapıldı
CHP yerel medyayı güçlendirmek ve yerel-ulusal basın arasında kalıcı bir iletişim hattı oluşturmak amacıyla başlattığı "Bölgesel Yerel Medya Buluşmaları"nın ilk ayağını İzmir’de gerçekleştirdi.
CHP İletişim Ege Yerel Medya Buluşması, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde İzmir Tarihi Havagazı Fabrikası'nda düzenlendi. Toplantıya Ege Bölgesi’nde yer alan Manisa, Kütahya, Denizli, İzmir, Manisa, Muğla, Afyonkarahisar ve Uşak’tan yerel medya temsilcileri, muhabirler, basın örgütlerinin temsilcileri katıldı. Toplantı 2 bölüm halinde yapılırken ilk bölüm Eskişehir Milletvekilimiz Utku Çakırözer moderatörlüğünde, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, Türkiye Gazeteciler Sendikası İzmir Şube Başkanı Nil Kahramanoğlu, Halk TV Ege Muhabiri Yağmur Beril Varol ve İzmir Yenigün Gazetesi İmtiyaz Sahibi Mesut Şimşek’in; 2. bölüm ise Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Burhanettin Bulut moderatörlüğünde, Gazeteciler Nevşin Mengü, Serap Belovacıklı, Tolga Şardan ve Bahadır Özgür’ün panelist olarak katılımıyla gerçekleştirildi.
Toplantını açılış konuşmasını gerçekleştiren Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Burhanettin Bulut, buluşmaların yalnızca bir toplantıdan ibaret olmadığını belirterek, "Elbette 10 Ocak’ı anacağız ya da hatırlayacağız. Bazen eğer iyiyse o meslek alanında ya da konuya ilişkin ortam kutlayacağız. Ancak ne yazık ki kutlanacak bir gün değil sorunların hatırlatıldığı bir gün olarak anmak gerekiyor. Yerel medyayı evet buluşturacağız, bugün 8 ilin temsilcileri var aramızda. Bu seriyi devam ettireceğiz. Biliyorsunuz CHP’nin hazırladığı parti programının hükümet programına evrilmesi lazım. Burada paylaştıklarımızdan aldıklarımızı da hükümet programına ekleyeceğiz. O yüzden bu bölgenin yerel aktörleri var. Bu isimler hepimizi temsilen olabildiğince buraya alınıyor. Ama sonuçta hepiniz de söz hakkı alacaksınız. Seçim sonrası, öncesinde vaat edilen şeyler unutuldu. Tüm yasama faaliyetlerinin saray tarafından yapılmasını normal karşılamaya başladık. Ben milletvekili olarak bir tane milletvekilinin kendi hazırladığı yasa teklifinin çıktığını görmedim. O çatının altında olan bir milletvekillerinin yasama faaliyetinde olmaması dünyada bir başlıktır. Ancak o da normalleşti. Yargıda son dönemlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ilişkin soruşturmalarda aynı dosyanın içinde bir başka dosya var. Adana ve Aydın Belediyesi'nin olduğu dosyada Adana’nın konusu kısaca geçerken, Aydın sayfalarca bahsediliyor. Ancak bir işlem yapılmıyor. Çünkü o artık Adalet ve Kalkınma Partisi’nden." “10 OCAK Basına yönelik baskılardan bahseden Bulut, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nı ve RTÜK’ü eleştirdi. Muhalif gazetecilerin söz konusu kurumlar tarafından baskı sansüre maruz bırakıldığını kaydeden Bulut, Cumhurbaşkanı'nın, hükümetin, yerel yönetimlerin basın tarafından denetlenmesi gerekti. Bulut, "Basın kamu hizmeti yapıyor. Basında hakkaniyetlerin yansıması eğer bulanıksa o aynada siz toplumu bulanık görüyorsanız demokrasi de bulanık demektir. Denetim mekanizması azalmış demektir. Hele hele partili Cumhurbaşkanı'nın olduğu, Cumhurbaşkanı'nı denetleyen tek bir kurum olmadığı bir sistemde bari basın denetlesin diye bakıyorsunuz. Ancak havuz medyası da normalleşti. Bu bir gazetecilik faaliyeti değil bu bir tanıtım faaliyeti. Hükümetin yaptığı işleri kayıtsız şartsız destekleme, algı operasyonuna dahil olma işi. Televizyona çıkan arkadaşlar aynı cümleleri televizyonda söyler haline geliyor. Bunları bir denetleme mekanizması lazım değil mi?
"SARAY’A YAKLAŞAN ATANIYOR"
Gazetecilerin basının özgür olması, cesur olmasını söylüyoruz ama bunu bir mekanizmayla güvenli tutmak ve güçlendirmek gerekiyor. Anayasa'ya baktığınız zaman bir haber alma hakkı var. Bu söyledikleriniz teorik olarak Anayasa'da var. Bir tanesi İletişim başkanlığı. İletişim Başkanlığı’nın basının özgür olmasını sağlamak gibi bir görevi var. Örneğin, Dezenformasyon Yasası'nı da kontrol etmek iletişim başkanlığında. Ancak bakınca İletişim Başkanlığı değil, bunları yapan bunların aksine faaliyet içeresinde olan bir kurum. Burhanettin Duran siyasi parti temsilcisi gibi bir paylaşımda bulundu. Çünkü atanmasını eleştirenlere cevap verme ihtiyacı duyuyor. Çünkü bu atamalar liyakatin değil, iktidar yandaşlığının yansıması. İşini yapan değil, Saray’a yaklaşan atanıyor. Diğer bileşen RTÜK. RTÜK’ün de özellikle görsel medyada bir denetim mekanizması var. Ama bakın denetleme mekanizmasında, muhalif dediğimiz arkadaşlar RTÜK sopasından nasibini alıyor. Bir defa RTÜK’ün televizyon kapatma işine girmemesi gerekiyor" dedi.
“BASINI GÜÇLÜ TUTMAK "TRT, YAPMASI GEREKENİ YAPMIYOR"
Basın İlan Kurumu (BİK) ve TRT’nin faaliyetlerine de eleştirilerde bulunan Bulut, sözlerini şöyle tamamladı: "Televizyon kanallarında gazeteci kimliğiyle konuşan ancak yaptığının gazetecilik faaliyeti olmadığını bildiğimiz isimler var. Bunlardan biri de İBB soruşturmasında 2 milyon doların yakalandığın söylediler. Sonra bu iddianamede çıkmayınca bu konu sorulduğunda, ‘Ne yapalım arada yalan atabiliyoruz’ diyebildi. Bu sorgulanmadı. Bin 200 telefon dediler, onlar çıkmadı. O gün bin 200 telefon diye bahsedilen telefonların modelleri daha üretilmemiş bile. TRT’yi hiç konuşmayacağım bile, konuşulacak bir şeyi yok. Bizlerden kesiler paralarla, alınan vergilerle var olan bir kurum açıkça suç işliyor. Seçim döneminde ücreti karşılığı reklamımızı birle yapmadı. Ancak TRT iki tarafta bir kutuplaşma varsa, devlet adına gerçek haberciliği, gazetecilik yapma hakkını koruması gereken, bütçesi de çok büyük bir kurum yapması gerekeni yapmıyor. Bir de basın İlan Kurumu var. Birçok ilde kurumları yerel gazeteleri birleştiriyor. O yerel gazetelerin ne şekilde kurulduğu, kurum hafızası umurunda değil. BİK eğer bir usulsüzlük varsa soruşturma açabilir ancak yereli açıkça küçültelim dedikleri bir yapının içerisinde. BİK de bu otosansürün bir parçası oldu. Bunların hepsini yaşıyorsunuz. Bunlara itiraz etmek yalnızca bir siyasi partinin, toplum örgütlerinin değil, hepimizin itiraz etmesi gerekiyor ancak en başta mesleği yapan gazetecilerin itiraz etmesi gerekiyor. Biz sizlere gerçek gazetecilik yapma noktasında bir ortam yaratmak amacıyla yola çıktık. Umarım gelecek günlerde bu sorunları çözerek 10 Ocak’ı bir kutlama gününe çevirerek 10 Ocak’ı kutlarız."
"BURADA KONUŞULANLAR, KATILIMCI BİR SİYASETİN PARÇASI OLACAK"
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Cemil Tugay da şunları kaydetti: "Bizler CHP’mizin başlattığı bir buluşma serisinin ilk ayağındayız burada. İlk durak olarak İzmir’i seçti Sayın Genel Başkan Yardımcımız. Ege Bölgesini kapsayan bir yerel medya buluşması gerçekleştiriyoruz. İzmir yetiştirdiği gazetecilerle ulusal basında da güçlü sesler olarak yer alıyor. Biz basının gücüne bağımsızlığına duyduğumuz büyük ihtiyaç ortadayken yerel basını konuşuyoruz. Basın, demokrasinin temeli ve olmazsa olmazıdır. Yerel basın olmazsa kamu oluşumu olmaz. Dolayısıyla o vücut hayat bulmaz. Ulusal basın da demokraside yerel basın ayağı olmadan sağlıklı şekilde yaşayamaz. Demokrasi ancak bu birliktelikle ayakta kalabilir. Türkiye’de ilk gazetenin yayınlandığı, yerel basın geleneklerinin filizlendiği yerin adıdır İzmir. Bugün halen Türkiye’nin dört bir yanında da görev yapan pek çok İzmirli gazeteci var. Bu buluşma bir sürecin başlangıcı diye düşünüyorum. Kalıcı iletişim kurma iradesinin bir göstergesi. Yerel basının sorunlarını ve beklentisini dile getirecek burada ilgili taraflar. Gazetecilerin hem bugününü hem yarınını inanıyorum ki cesaretle ele alacak bugün herkes. İzmir medyasının deneyimli isimleri de bizimle bir arada olacak. Bugün burada konuşulanlar sadece burada kalmayacak, katılımcı bir siyasetin parçası olacak.
"BURADA KONUŞULANLAR, KATILIMCI BİR SİYASETİN PARÇASI OLACAK" EGE YEREL MEDYA BULUŞMASI
"10 Ocak gazetecilerin aslında mesleki haklarının bir iş kanunu aracılığıyla ilk kez sağlandığı 1961 yılı. O kadar önemliyde ki sonraki yıllarda bir kutlama günü olarak kutlandı. Ancak 1971’de bu haklar geri alındı" diyen Tugay, sözlerini şöyle devam etti: "Bugün gazeteciler yalnızca haklarını değil, mesleklerini yapma haklarını, özgürlüklerini kaybetmekle karşı karşıya. Gazetecilik her zaman zor olmuştur, risklidir ve bir bedeli vardır. Bu bedeli bazen hayatlarıyla ödeyen gazeteciler vardır. Ama ne olursa olsun değeri ve önemi asla küçültülemez. Toplumumuz ve demokrasi için ne kadar hayati bir öneme sahip olduğu değiştirilemez. Gerçeğin peşine düşen gazeteciler hiçbir zaman rahat bırakılmadılar. Uğur Mumcular, Abdi İpekçiler, Metin Gürtepeler, Ahmet Taner Kışlalılar… Gerçeğin peşinde olmanın bedelini canlarıyla ödediler. Oysa güçlü bir demokrasinin sonucu bu mu olurdu? Hapse giren gazeteciler, susturulan gazeteciler, öldürülen gazeteciler… O yüzden basının özgürlüğünün demokrasinin parçası olduğunu bütün toplumumuz bilmeli. Özgür basın demokrasinin en temel unsurlarından biridir.
"GAZETECİLER, ÖZGÜRLÜKLERİNİ KAYBETMEKLE KARŞI KARŞIYA"
Türkiye basın özgürlüğü endekslerinde, utanç verici düzeyde geriledi. Bu ülkemizde gazeteciler maruz kaldığı baskıların en net göstergesinden biridir. Biz her zaman CHP iradesi olarak hem de mensupları olarak basın özgürlüğü ve demokrasinin tarafıyız. Hep böyle olduk bundan sonra da böyle olacak. Demokrasiyi seçmek yaşamayı seçmek gibi bir zorunluluktur. Yerelde güçlenmeyen demokrasi ülkede ayakta duramaz. O nedenle sağlam bir demokrasi için yurttaşların bu sürece katılması, yöneticileri takip etmesi ve gerektiğinde itiraz etmesi gerekir. Bunu sağlayan en önemli güç yerel basındır. Yerel medya aidiyet duygusu yaratır ve hayatın kılcal damarlarına ulaşır. Ulusal medya kentleri aynı derinlikte göremez. Ancak yerel medya aracılığıyla bunları görebilir. Yerel basın halk ile yönetimler arasında da bir köprüdür. Bu iki yönlü ilişki ne kadar şeffaf ne kadar adil ne kadar doğru olursa bu kentte de insanların refahı o kadar artar. Daha fazla adalet gerçekleşir. Biz denetlenmekten korkmadık. Çünkü bizler sadece kamu yararı için çalışan insanlarız. Bugün yerel medyamızın büyük bir sıkışmışlık içinde olduğunun farkındayız. O yüzden yerel basını desteklemek en önemli amaçlarımızdan birisi. Ben her koşulda kamu yararını savunan, etik değerlerden vazgeçmeyen, gerçeğin peşini bırakmayan gazetecilerimizin peşinde olduğumuzu tekrardan söylüyorum. Ya basın özgür olacak ya demokrasi eksik kalacak."
TÜRKİYE’DE BİR HUKUK DEVLETİ YOKTUR"
İzmir İl Başkan Vekilimiz Murat Aydın da 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün tarihçesine ilişkin bilgi verdi. Aydın, "Bugün Türkiye'de gazetecilerin fikircilik, insanlarının, siyasetçilerin, yurttaşların ifade özgürlüğü yoktur. Bugün Türkiye'de bir hukuk devleti yoktur. Bugün Türkiye Anayasa Mahkemesi kararlarının bile uygulanmadığı, bırakın hukuku yönetmeyi, derin devletin bile uygulanmadığı bir ülke hâline gelmiştir. Tablo karanlıktır. Ama tablo, 19 Mayıs 1919’da görünen manzara kadar karanlık değildir. 100 yıl önce başardık. Yine başaracağız. Bu günü, toplumun haber alma hakkını yeri geldiğinde biz siyasetçilere karşı da savunan, koruyan, belki bize rağmen de bu hakkı yerine getiren gazetecilerin Gazeteciler Günü kutlu olsun. İyi ki varsınız. Varlığınız bu topluluğu biraz daha ileriye götürmek için, daha demokratik bir ülke olmak için bir fırsattır. Gazeteci arkadaşlar, başınız öne eğilmesin, onurla işinizi yapmaya devam edin" diye konuştu. Eskişehir Milletvekilimiz Utku Çakırözer moderatörlüğünde, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, Türkiye Gazeteciler Sendikası İzmir Şube Başkanı Nil Kahramanoğlu, Halk TV Ege Muhabiri Yağmur Beril Varol ve İzmir Yenigün Gazetesi İmtiyaz Sahibi Mesut Şimşek’in panelist olduğu toplantıda yerel basının ve gazeteciliğin sorunları konuşuldu. Panelin açılışında Eskişehir Milletvekilimiz Utku Çakırözer, yerel basının sorunlarına dikkati çekerek "Yerelde gazetecilik o bölgenin insanının meselesidir, o kentin meselesidir ama aynı zamanda demokrasinin aynı zamanda haber almanın meselesidir. Yerelde basın olmazsa halkın çıkarını, kamuoyu yararını kimse korumaz. Kente, doğaya, emeğe karşı işlenen suçları basın olmazsa kim ifşa edecek? Çocuklarımıza okullardaki tarikat baskısını, zeytin bahçelerine çökmek isteyenleri, yangınlarda, depremlerde ihmallerine rağmen rahat bir şekilde yataklarında uyuyanları kim ortaya çıkaracak? O yüzden Anadolu'da basın susturulmuşsa, yerelde demokrasi çökmüş demektir. Anadolu'da basın büyük sıkıntılarla karşı karşıya. Özellikle yerelde artık doğrudan sansürle değil ilan keserek, reklamı yönlendirerek ekonomik olarak boğularak susturulmak isteniyor basın" dedi.
“GAZETECİLERİN ÖRGÜTLENME HAKKI ELLERİNDEN ALINIYOR”
Çakırözer, şunları kaydetti: "Basın İlan Kurumu'nun 2024 yılı faaliyet raporuna göre Anadolu'da 103 gazete ilan hakkından feragat etmiş. Durduk yerde insan zorla, çok sıkıntılarla aldığı ilan hakkından feragat etmez. Kapanmaya ya da birleşmeye zorlanmış bu gazeteler Anadolu'da. Diğer tarafta gazeteciler işsizlik kıskacıyla karşı karşıya. Haberi, sosyal medya paylaşımı nedeniyle soruşturmalar, davalarla, gözaltılarla, tehditlerle karşı karşıya. Yılın başında Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanma sonrasında başlayan Saraçhane protestolarında sadece İstanbul'daki meslektaşlarımız değil, İzmir'de de yine gözaltılar yaşandı. Bugün Türkiye'nin dört bir yanında gazeteciler iktidara yakın isimlerin baskısıyla haber yapamaz halde. Gazeteciler soruşturmalarla, davalarla, tazminat cezalarıyla, tehditlerle, tutuklulukla susturulmak isteniyor. Gazetecilerin örgütlenme hakkı ellerinden alınıyor. Bizler bunların karşısında yılmayacağız, susmayacağız. Parti programımızı kurultayda belirledik. Halkın haber alma hakkı başta olmak üzere, basın özgürlüğü mücadelesi veren basın emekçilerimizle yan yana omuz omuza olmaya devam edeceğiz. Bunu da parti programımızda gösterdiğimiz gibi bundan sonra da hükümet programımızda göstereceğiz." İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi ise yerel basının yapısal sorunlarına dikkati çekerek, şunları kaydetti: “Artık sözü bırakıp formül üretmeliyiz. Çünkü istikameti olmayan laf, laf-ı güzaftır. Tekliflerimiz net: Önce Basın Kanunu değişecek. Dijital ekosistemde gazetecilik tanımını yeniden ele alacağız. Kazancını bu meslekten etik değerlerle elde etmeyen, gazeteciliği diğer yan dallar arasında bir hobi ve itibar meselesi olarak gören, etik değerleri çiğneyenlerin bu mesleği kullanmasına izin vermeyen bir Basın Kanunu oluşturmak zorundayız. Yeni bir yapı oluşturmak zorundayız. İster baro benzeri bir yapılanma ile ulusal düzeyde, ister her kentte tek ve güçlü bir meslek örgütüyle birlikte; basın kartlarının bu meslek örgütleri tarafından verildiği yeni bir yapılanmayı oluşturmak zorundayız. Düzenli ve sistematik geliri olmayan hiçbir şey özgür olamaz. Bizim nerede düzenli ve sistematik gelirimiz var? Basın İlan Kurumu’nda. Son beş yılda iki binin üzerinde yerel gazete kapandı. Ama meselemiz sadece bu değil. Şimdi bu kriterler hâlâ tartışmalı. Tık savaşları evet, doğru. İki yıldır yaşadığımız çileyi sözcüklerle anlatamayız. Biz yerel basından, konvansiyonel basından dijital basına nasıl geçtik? Öyle büyük kabuslar yaşandı ki… ‘Devlet verecek mi, vermeyecek mi? Nasıl olacak? Ya vermezse? Bu istihdamı nasıl sağlayacağız?’ Neden bu kabusları gördük? Çünkü mesele sadece ulusal düzeyde değil. Yerel iktidarlarda da çok sorun var. Bir kere, kendini öven medyayı artık herkes desteklemek istiyor. Türkiye’de bu yeni bir hastalıktır. Elbette demokrasinin tezahürü basındır ama deli deliden, imam ölüden hoşlanır. Eleştirdiğimiz yapıların çoğu da maalesef bugün yerel yönetimler ve yerelden doğan kamu kaynaklarıyla doğuyor. ‘Hangi internet sitesi?’ diyorsunuz. ‘Bu internet siteleri nasıl yaşıyor?’ diyorsunuz. ‘Nasıl çoğaldı?’ diyorsunuz. ‘Gazeteci kim?’ diyorsunuz. Ama bir bakıyorsunuz ki bu kaynaklar aslında çoğunlukla onlara yerelden sağlanıyor. Neden? Çünkü kriterimiz yok. Ulusalda kriterler az çok var. Basın İlan Kurumu’nun bazı kriterleri var ama yerelde hiçbir kriter yok. Kamu kaynağını eline geçiren, kendine en yakın olanı desteklemekle işi götürmeye çalışıyor. Medya sahipliği yapısı çok büyük sıkıntı içerisinde. Gazeteci sahibi olan, gazeteci olan medya kuruluşlarını desteklemek zorundayız. Dijitalleşme çağında dört-beş gazetecinin bir araya gelerek gerçek habercilik yapan internet sitelerini desteklemek zorundayız. Basın kartı olanları… Yerel kanallarımız var. Televizyon kanalları artık çok zor durumda. Ulusal ve dijital mecralarla başa çıkmaları çok zor. O yüzden yerel kanalların özellikle uydu kiralarında mutlaka desteklenmesi gerekir. Dijital abonelik ve dijital gelir diyoruz ama maalesef henüz lafta kalıyor.
“BASIN KANUNU DEĞIŞMELİ”
"BİR MESLEKTAŞIMIZ AYDIN'DA DÖVÜLDÜ"
Türkiye Gazeteciler Sendikası İzmir Şube Başkanı Nil Kahramanoğlu da gazetecilerin gündelik çalışma koşullarına ve ekonomik güvencesizliğe dikkati çekti. Kahramanoğlu, gazetecilerin artık yaptıkları haberlerin doğrudan öznesi hâline geldiğini belirterek şöyle konuştu: "Güne nasıl başlıyorsunuz diye soruluyor ya… ‘Bugün kim gözaltına alındı? Bugün kim işten çıkarılacak? Bugün kimin iş yerinde sorun var?’ Daha buraya gelirken iki arkadaşım yazdı; ‘Sizinle görüşmek istiyoruz, yaşadığımız bir sorun var’ diye. Daha önce işten çıkarılmış ama alacaklarını çözememiş arkadaşlarla görüştük. Bizim gündemimiz genellikle bunlar. Türkiye’de çok derin bir ekonomik kriz var ve gazeteciler bu krizden azade değil. Her gün yoksulluk ve açlık haberleri yapıyoruz ama artık biz gazeteciler de bu haberlerin öznesiyiz. İşsizliğin, ekonomik sıkıntıların ve iş güvencesinin yoğun biçimde sorgulandığı bir dönemden geçiyoruz. Yerel basın bunu çok daha derinden hissediyor. İzmir basınında dokuz gazeteden üçünü özellikle ayırmak istiyorum. Sendikalı olan, toplu sözleşme imzalayan ve çalışanlarının haklarını tüm zorluklara rağmen korumaya çalışan gazeteler de var." “GAZETECİLER EKONOMİK KRİZDEN AZADE DEĞİL”
Halk TV Ege Muhabiri Yağmur Beril Varol da yerel gazetecilerin yaşadığı sorunları anlattı. Varol, “Yerel gazeteci sokaklarında mahallelerinde haber yaptığı yerde aynı zamanda yaşıyor. Çomak soktuğu, haberini yaptığı yerlerden ertesi gün tehditler alabiliyor. Yerel gazeteciler bu psikolojik yükleri de taşıyor. Kaynaklar sıklıkla büyük şehirlere aktarıldığı için yerelde meslekte uzmanlaşamamanın sıkıntısını yaşıyoruz. Yerel gazeteciler gönderildikleri habere gitmek zorunda kalıyor, derinleşmek istediği alanda derinleşemiyor. Ama yerelde gazetecilik, kimsenin yazmaya cesaret edemediğini yazmaktır. Yerel gazetecilik bir basamak değil demokrasinin kendisidir.”
YEREL GAZETECİLİK BİR BASAMAK DEĞİL DEMOKRASİNİN KENDİSİDİR
İzmir Yenigün Gazetesi İmtiyaz Sahibi Mesut Şimşek, “Medya patronu olarak sürekli zarar eden bir sektörde var olmaya çalışıyoruz. Yenigün olarak sendikalı bir gazeteyiz. Artık basılı gazete satılmıyor ve baskı maliyetleri de artıyor. Medya okuryazarlığı eğitiminin ilkokul çağından başlaması gerekiyor ancak bizde böyle bir eğitim yok. Okuduğumuz haberin, gördüğümüz görselin gerçekliğini sorguladığımız bir dönemdeyiz. Artık denetimsiz bir alan olan sosyal medya haberciliği var.”
“GAZETECİLİK, BİR HOBİ DEĞİL MESLEKTİR” EGE YEREL MEDYA BULUŞMASI
Bir katılımcı, “Gazete sahiplerinin büyük kısmı aslında gazete dışından para kazanıyor. Gazete patronlarının çoğu sırtlarını patronlara ya da siyasi partilere dayıyor. Biri gazete sahibi olacaksa gazeteyi kullanarak başka bir iş yapmaması gerekiyor” dedi.
KONUŞMACILARIN ARDINDAN KATILIMCILARA SÖZ VERİLDİ
Kütahya’dan katılan genç bir muhabir, yaşadığı sorunlardan bahsederek “Asgari ücretle yaşamımızı sürdüremiyoruz. Genç gazeteciler sektörde bir gelecek göremiyor” dedi.
2. OTURUM
Programin 2. Bölümünde Medya ve Halkla ilişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Burhanettin Bulut'un moderatörlüğünde ‘dijitalde gazetecilik’ konusunda Nevşin Mengü, ‘yazılı basında gazetecilik’ konusunda Tolga Şardan ve Bahadır Özgür, ‘görsel basında gazetecilik’ konusunda ise Serap Belovacıklı’nın konuşmaları ile devam etti. Genel Başkan Yardımcımız Burhanettin Bulut, panel öncesinde yaptığı konuşmada, şunları söyledi: "Gazetecilik sadece bu dönemde sorun yaşayan bir alan değildi. İşte II. Abdülhamit’in olduğu dönemde bir kelime yasaktı. Benzer şekilde birçok sansür her dönemde oldu. Telgraflar engellendi, basılı gazeteler basılma aşamasında matbaalarda engellendi. Bugün de baktığınızda yine o gazeteci, o dönemden bu döneme farklı olarak zorlukları aynı, belki daha fazla, yine aynı şekilde sansüre uğrayabiliyor. Önceki dönemin sansürü artık kapatılmasına gerek kalmadı. Çünkü o alanda zaten bir anlamıyla eski üretim olmadığı için şimdi televizyonlar karartılıyor. Ya da YouTube’dan habercilik yapmaya çalışan arkadaşlarımız nedense, suçlu gibi cezaevine atılabiliyor. Ya da tehdit ediliyor. Ya da bir siyasetçi kalkıp, eleştiren sana söylediğini 'Ben sana yarın gösteririm' diyebiliyor, böyle rahat tehdit edebiliyor. İnsanlar sansür dışında otosansüre de uğrayabiliyor ama sonuçta gazetecilik önce itibarıyla devam ediyor ve devam edecek. Elbette biz buna ilişkin çözüm yollarını siyasetçiler olarak bulmaya çalışacağız. Buradaki bu toplantılar, yarınla ilişkili olarak birbirini tamamlayacak. Bölgesel yapma gerekçesi düşünüldüğünde, doğudaki basının, gazetecinin yaşadığı sorunlarla bu bölgedekilerin bire bir olmayabilir. Ya da değişik mecralarda, bugün gelen konuklara bakılırsa değişik mecralarda da habercilik yapan arkadaşlarımız var. Bunların hepsinin dile getirilmesi gerekiyor. Bu anlamda biz sadece kolaylaştırıcı olabiliriz. Sonuçta meslek kendi disiplinini kendisi yaratacak. Son dönemde bunların sayısı arttığı için ve iktidarın hedefinde olan aynı bizler gibi basındaki arkadaşlara en azından manevi destek veriyoruz. Ama sonuçta bu bile, bu meslek yasası düzenlenirken bunları mutlaka bir madde olarak eklemek gerekiyor. Yani güvenceyi almak sadece yazarı güvenceye almakla yetinmiyor; onun çevresini de güvenceye almak gerekiyor. Doğru habercilik, haberin doğru verilebilmesi için o güvence neyse burada onların yapılması gerekiyor. İş disiplini açısından ya da iş denetimi açısından sadece hesaplarla değil, o güvencenin de belki de sendikalar tarafından sağlanması gerekiyor. Bizlere düşen de bunun yasallaştırılması.
“GAZETECİLİK BİR BÜTÜNDÜR”
Gazeteciye muhalif derler aslında gazeteci muhalif değildir. Gazeteci var olanı ortaya koymakla yükümlüdür. Meslektaşlarım var. Bizden öncekiler var aramızda sizler varsınız. Bunlar zaten benim bu saatte bir felsefe yapmama da gerek yok ama küçük hatırlatma yapmam da gerekiyor. Gazeteci sonuç itibarıyla kamu menfaati için çalışır ve ortada ne gördüyse onu koyar. Mevcut iktidarın toplumu kutuplaştırma hadisesi ile birlikte başlattığı bir yönetim modeli sonrasında maalesef mesleğimizle çok farklı bir boyuta evrildi. Hepimizin bildiği gibi işte muhalif gazeteciler ya da iktidar yanlısı gazeteciler diye 2 ana kutuba bölündük. Bir dönecek olursam tekrar cümlelere şimdi muhalif gazeteci diye bir şey yok. Fakat bunu gazetecilerin muhalif olup iktidar yanlısı şeklinde kutuplaşmayı sağlayan benim gözümde sadece ve sadece siyasi iktidardır. Bunun dışında bu siyasi iktidar göreve gelinceye kadar ben seksenleri sonunda gazetecilere başladım. Meslek büyüklerimiz yetmişlerde belki gazetecilik yapmışlardır. Seksenlerde gazetecilik yaptılar. O dönemde dahi ben sonuna yetiştim. O dönemde dahi bu kadar iktidarı destekleyen veyahut da. Iktidarın karşısında diye nitelendirilen açık 6 çizilerek isim birebir hedef gösterilerek yapılan bir gazetecilik yoktu. Evet fikirler çarpışabilirdi, son derece doğal ama bu fikirlerin çarpışması ya da mücadelesi sistem içinde gazetecilik bütünlüğü içinde kişi odaklı değil. Yine toplum menfaati üzerindendi. Tabii burada. Şunu da söylemek gerekiyor. Bunu üzülerek de müşahede ediyorum ya da görüyoruz hep beraber. Ben alaylı olarak mesleğe başladığımda meslek büyüklerim bana 3 tane özel. Cümle kurdular. Birincisi gazetecilikten zengin olunmaz. Ikincisi tabii bu gazetecilikten zengin olmaz" dedi.
“GAZETECİ GERÇEKLERİ ORTAYA KOYMAKLA YÜKÜMLÜDÜR”
Panelde konuşan gazeteci Tolga Şardan, "Son dönemde de bu 19 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediyesi’yle ilgili başlatılan süreçte de iktidar itibarıyla neredeyse bir yol alacak. Farklı farklı metotlarla, farklı farklı soruşturma dosyalarıyla hem toplumu hem siyaseti hem bürokrasiyi dizayn etmeye çalışıyoruz. Bu tabii çok tehlikeli bir noktaya gidiyor. Her şeyden önce bundan en çok etkilenen, analizlerin, muhakemenin sağlıklı bir şekilde okura, izleyiciye aktarılması her geçen gün daha çok zorlaşıyor. Hayata bakış mutlaka olmalı ama gazetecilik birey menfaati için değil, kişinin kendi menfaati için değil, toplum menfaati için yapıldığından dolayı ve kamuya karşı biz sorumlu olduğumuzdan ve kamu tarafından denetlendiğimizden dolayı bu gazeteciliğin herhangi bir ideolojisinin olmadığı şeklindeydi. Bu ne zamana kadar? Belki biraz siyasete girmeden de bu noktada konuşmak mümkün olmayacak affınıza da sığınıyorum bu çerçevede. Mevcut siyasi iktidara geleceğe kadar hatta belki son 2010 2011 belki 2010 yedideki yönetim sistemi değiş değişinceye kadar nispeten bu sistem biraz daha kullanılabilir. Yürütülebilir bir sistemdi.
"TEPEMİZE BİR DEZENFORMASYON YASASI GİBİ BİR KILIÇ KOYDULAR"
Yakın zamanda istifa etmeye zorlandığını belirterek sözlerine başlayan Serap Belovacıklı, "Ciddi anlamda ayrıştık. Her noktada ayrıştık. Belki de iktidarın, tabii ki siyasetten bağımsız düşünmek çok mümkün değil, gelinen noktada 'böl, parçala, yönet taktiğiyle' herkesi bir şekilde birbirine düşman ederek yol almaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Basın da bundan nasibini alıyor. Hepiniz biliyorsunuz. Siz de yaşıyorsunuz bunları. Yerel basının zorluklarını da tahmin edebiliyorum. Çünkü bir dönem yerel basının içinde de oldum. Korkunç zorluklar yaşadığınızın farkındayım ama inanın hani bir önceki saat diliminde konuşurken arkadaşlarımız dediler ki asgari ücrete çalışılıyor. Burada size çok basit bir örnek vereyim. Sözcü televizyonunda günün 10 12 saati çalışan insanlar asgari ücretin altında çalışan insanlar var. Böyle editörlerimiz var ve inanın sayısı hiç az değil. Maddi sıkıntı emin olun yerelde neyse ulusalda da aynı şekilde ilerliyor. Belli isimler ayrılmıyor mu? Çok haklısınız, sonuna kadar ayrılıyor ama işin aslını yapan insanlar her zaman bir şekilde tırnak içinde onun karşılığını, kirasını ödeyememek evine işte ekmek götürememek olarak sizin gibi onlar da alıyor, biz de alıyoruz, bundan emin olabilirsiniz. Yalnız hissetmeyin kendinizi. Burada önemli olan. Dediğim gibi öncelikle bence patronların arkasında durması yularını kaptıramamış, kaptırma ihtimali olmayan patron bulmak çok zor. Bir gazeteci başka bir iş yapmamalı ama gelen gelinen noktada bunu bulabilmek mümkün değil. Yani bir basın patronunun, bir basın yöneticisinin başka bir iş yapmaması ya da hem muhalif olup hem o çarkı döndürebilmesi gerçekten mümkün değil. Dediğim gibi aynı cezalar oraya asla kesilmezken biz her ay reklamda almayarak iktidarın doğrultusunda talepleri ve baskısı doğrultusunda bir şekilde işte satılan gazetelerle o cezaları ödemeye çalıştık. İktidar yürüyüşü olan bir Cumhuriyet Halk Partisi var. Bir taraftan ve en büyük baskıya uğrayan partiden bahsediyoruz. Dolayısıyla en büyük görev tabii ki onlara düşüyor. Bence Cumhuriyet Halk Partisi'ne düşüyor. Yalnız hissetmeyen kendisini yalnız hissetmeyen gazeteciler olmalı.”
“CİDDİ ANLAMDA AYRIŞTIK”
Gazeteci Bahadır Özgür de şunları söyledi: "Araştırmacı gazetecilik dediğimiz türe yönelmek mecburiyetinde kaldım. Çünkü başka alanlarda gerçekten gazetecilik tecrübem yok. O yüzden size gazeteciliği anlatırken sadece bu alana dair bir şeyler söyleyebilirim, o sınırda tutabilirim. Şimdi çok sık kullanıyoruz. Hepimize de sağ olsunlar bu lafı, yani bu unvanı veriyorlar: araştırmacı gazetecilik. Hani Uğur Mumcu gibi, bir de o çok kullanılır ama tabii ki herkes araştırmacı gazeteci değil; her haber de araştırmacı gazetecilik haberi değil. Bunun bir standardı var. Hatta gazetecilik türleri içinde tanımı en net olan tür budur. Tanımı, kuralları, neye araştırmacı gazetecilik haberi denildiği çok belirgindir. Sınırları katıdır. Gazeteci işte belli kurallar çerçevesinde her şeyi objektif doğru bir şekilde topluma aktarır. Bu gazeteciliğin genel tanımıdır. Biraz kaba söylemiş olabilirim ama budur ama araştırmacı gazetenin tanımı bu değildir. Araştırmacı gazetecilik. Siyasi ve iktisadi gücü elinde bulunduranların toplumun genelini ilgilendiren bir sırrı saklıyorlarsa bu sırrı belli bir araştırma yöntemine dayalı olarak belgeleriyle ifşa etmektir. Çok nettir. Yani hedefi şudur, tarafsız değildir. Siyasi ve iktisadi gücü elinde bulanlara hedef alır. Araştırmacı gazetecilik Amerika'da böyledir. Türkiye'de böyledir, Avrupa'da böyledir. Nijerya'da böyledir. Gazeteciler yönetenlerin değil, yönetilenlerin hizmetindedir. Bitti bu kadar tek bir karar. Dolayısıyla tarafsızlık ancak. Kamuoyuyla özel çıkarın kesiştiği noktada son bulur. Mutlaka gazeteci kamusal çıkardan yanadır. Başka hiçbir objektif diye bir şey olmaz. Şöyle örnek verebilirim, bunu türkiye'de. Çünkü şu gazeteliğin genelinde vardır, görüş alma işte karşı tarafa mikrofon uzattı ama araştırmacı gazetecilikte zaten bir sırrı ifşa etmeniz gerektiği için ve o sırrı belgelere dayalı ifşa etmeniz gerektiği için esas itibariyle siz bir hedef alıyorsunuz ve bu hedef aldığınız kesin de şirketler. Devlet yöneticileri, belediyeler, kamu kurumu yöneticileridir. Yani bir hedefle hareket ettiğiniz için objektif olgulara karşı objektiftir ama tarafsız değildir. Taraflı bir gazetecilik türüdür.”
"HERKES ARAŞTIRMACI GAZETECİ OLAMAZ" EGE YEREL MEDYA BULUŞMASI
Diğer panelist gazeteci Nevşin Mengü de şunları kaydetti: "Bir kere insanların haber izleme alışkanlığı baştan aşağı değişti. Haber artık böyle televizyonun karşısında izlenen bir şey değil de cebimizdeki bir şey. Dolayısıyla bizim, nasıl diyeyim ben size, yayın üretme alışkanlıklarımızı da değiştiriyor bu ya da değişmesini gerektirdi. Çünkü öbür türlü anlamsız bir şey oluyor. Yani buna göre üretmek gerekiyor. Benim yapmaya çalıştığım, biraz daha cumartesi gecesi haber bülteni şovunda bir şey. Şimdi aslında bana soracak olursanız bunun sağlıklısı haftada iki gün falan biz böyle bir şey üretsek ekipçe çok daha iyi ve kaliteli olur. Biraz daha içi dolu bir şeyler üretebiliriz ama ona da bu işin finansmanı el vermiyor. Çünkü evet, hakikaten iyi ki var YouTube. Olmasa ne olurdu bilmiyorum yani. Yani iyi kötü kendime bir stüdyo hazırlıyorsun şeyi de önemli. Tabi algoritmada öne çıkmak için iyi 14 k kamera iyi bir altyapı. Eğer görüntüm pırıl pırılsa algoritmada öne çıkıyorsun. İzleyici her gün aynı saatte bir yayın istiyor. Sende böylelikle bir alışkanlık oluşuyor, insanlar aynı saatte onu tıklıyor, insanlar tıkladıkça da algoritma onu öne getiriyor. Yani maalesef şöyle bir lüksümüz olmuyor ya ben boşver 2-3 gün yapmayayım. Ne bileyim gideyim sahada iş yapayım, sonra tutayım yayın yapayım olmuyor. O zaman algoritmada öne çıkamıyorsun e bu zafer ne oluyor az izleniyorsun az izlenince gelir elde edemiyorsun anlamsız bir şey oluyor. Gerçekten iş biraz dönüyor. Yani biraz 7/24 çalışıyor olmak gerekiyor. O da insanın açıkçası kafası bulanıyor. Şimdi bizim yaptığımız şeyin de isteriz. Büyük bir kısmı sürekli bir şeyi teyit etmek doğrulamak ve yanlışlamaya dönüştü. Evet gazetecilik zengin olma yeri değil ama ben şunu da sevmiyorum, yani işte bir tane bir arkadaş gelsin asgari ücret verelim yalandan onu da verelim. Vermeyelim işte ikide stajyer arkadaş köle gibi koşulsun falan ben inanmıyorum o modelin sürdürülebilir olduğunu düşünmüyorum. Dolayısıyla ben bizim kanalı bir gelir paylaşım modeli olarak görüyorum. Birlikte çalıştığımız arkadaşlarla hani istiyorum ki. Sözcü TV haber merkezini kuran arkadaş sağ olsun aslında o böyle yara emeklilik benle çalışmayı kabul etti. Yani Sözcü’de ne alacaksa burada da alabilsin öyle bir modelimiz olsun.”

